Gürgendağ, İlkadım

Gürgendağ, İlkadım


Gürgendağ, Samsun ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köydür.

Konu başlıkları

  • 1 Tarihçe
  • 2 Coğrafya
  • 3 İklim
  • 4 Kültür
  • 5 Nüfus
  • 6 Ekonomi
  • 7 Altyapı bilgileri
  • 8 Dış bağlantılar

Tarihçe

Gürgendağ, Samsun Merkez'e 14 km uzaklıkta bir merkez köydür. Bu niteliğinden dolayı, kendisine bağlı mahalle niteliğinde başka yerleşim yerleri de çevresinde toplanmıştır. Köyün, Cumhuriyet döneminden önceki adı "Kethudağ" idi. Bu deyim, Osmanlı Devleti zamanındaki eyalet yapısı içinde de, köyün bir merkez köy niteliği taşıdığını göstermettedir. Genç Türkiye Cumhuriyeti, bir ulus devlet olarak kurulduğunda dili Türkçeleştirme çabası içine de girmiş; bu nedenle, Osmanlı Dönemi'nde "Kethüdağ" olan köyün adını, "Gürgendağ"a çevirmiştir. Bu yeni adın belirlenmesinde, köyün Orta Karadeniz'in genel bir özelliği olarak, yoğun bir yeşil bitki örtüsüyle kaplı olması, bu yapıda da yörede oldukça değer verilen gürgen ağaçlarının bol miktarda bulunmuş olmasıdır. Köyün geçmişine ilişkin sınırlı bilgilere, nüfus kayıtlarından belli ölçüde ulaşmak olanaklıdır. Bu kayıtlarda, köyde yaşayan ailelerin ve aile bireylerinin adlarına ya da yakıştırılan takma adlarına ulaşmak söz konusudur. Öyle ki, köyün toplum yapısı içinde, "Köseler"; "Kahramanlar"; "Osmangiller", "Çingenler", "Gödükgiller" gibi aile adlarına rastlanmaktadır. Bu aile adlarından "Çingenler" deyiminin, sözcüğün ilk anda verdiği anlamla hiçbir ilgisi olmadığı, köyün, geçmiş yüzyıllardan gelen eğlence kültürü içinde, tıpkı diğer ailelere yakıştırılan deyimler gibi, kendine özgü bir espri anlayışıyla bu adın oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, halkın söyleminde bu deyim, bir sevimlilik belirttiği açıkça görülmektedir. Ancak, bu deyimler, köyün geçmişi ve kimliği ile ilgili bilgiler edinmemezi de sağlamaktadır. Nüfus kayıtlarında yer alan takma adlardan da hareket edildiğinde, köyün, yüzyıllar öncesine dayanan bir yörük yerleşimi olduğu açıkça görülür. Nitekim, köyün kendi kapalı yapısı içinde, yakın zamana dek, ekmeğin mayalanarak yapılma yerine, yufka biçiminde, gündelik olarak yapılması ve bunun köyü oluşturan bireylerin damak tadı üzerindeki derin etkilerine bakılarak kolayca anlaşılabilir. Yine giyim kuşam, yemek kültürü, halk deyimleri, bilmeceler, takma adlar, kullanılan aletlere verilen isimler, üretim biçimleri, tüketim kültürü; köyün toplumsal yapısının, özellikle bölgede başka yerlerde görülen Laz, Gürcü, Çerkez, Abhaza gibi etnik ve kültürel unsurlarla hiçbir ilgisinin olmadığını gösterir. Buna karşın, Gödükler adının, bölgede, Kurtuluş Savaşı yıllarında, bölgeyi kasıp kavuran "Gördükoğulları" çağrışım yaptığı görülmektedir. Bu adın da, yine söz konusu aileye, ailenin etnik özelliğinden dolayı değil, halkın kendine özgü ve büyük ölçüde de "gülmece" temasına dayanan bir havada, eğlencelik bir yakıştırması olduğu anlaşılmaktadır. Yine de bu deyim, köyün yakınında Takırandağ ya da Büyükdüz köylerinde, cumhuriyetten önce Ortodoks Rum yerleşmeleri olduğu düşünüldüğünde, bu gayrimüslim kültürle Yörük ve Müslüman bir yerleşim yerinin toplum yapısı olarak, onlarla yoğun bir alış veriş ve komşuluk ilişkisi içinde olduğunu da göstermektedir. "Gürgendağ" Köyü'nün büyüklerinin anlattığına göre, kimi ailelerin, at tavlalarına sahip olduğu ve Osmanlı Devleti'nde ordu için gereksinim duyulan at ihtiyacına karşı bir ticari oluşum çabası içine girdiğini görmekteyiz. Ayrıca, sonradan "Arı" soyadını alan ailede de görüldüğü gibi, arıcılığın yaygın bir uğraşı türü olduğu anlaşılmaktadır. Bu iki özellik de, köyün bir yörük yerleşimi olduğu biçinmindeki yargıları güçlendirmektedir. Folklorik ve etnografik unsurlar da bu yargının oluşumuna katkıda bulunmaktadır. Orta Karadeniz'de neredeyse Giresun'a ve ondan da öteye uzanan Türkmen Yörük kolundan Çepniler aşiretinin, bir kolu olarak köyde yerleşme olduğu, en azından bu kültürün etkisiyle köyün bir kimlik ve tarih edindiğini söyleyebiliriz. Gürgendağ Köyü'nün yakın tarihe ilişkin ilk kayıtlarını, 1922 yılına ait Osmanlı Arşiv belgelerinde ve 1340 (1924) yılında Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi tarafından yayınlanan "Pontus Meselesi" adlı yapıtta görmekteyiz. Bu kayıtlardan anlaşıldığına göre, Kurtuluş Savaşı yıllarında Pontus Rumları'nın ayaklanmaları sırasında, köy birçok kereler Rum çetelerinin saldırısına uğramış, köyün içinde kimi kişiler bu saldırılar sırasında ölmüş ya da yaralanmış; sonunda köylüler, bu baskılardan yılarak, yine bir Çepni kolu olduğu bilinen ve folklorik ve etnografik yönden Gürgendağ Köyü'nün özelliklerine neredeyse bire bir uygun özelliklere sahip bulunan Kadamut Köyü'ne göç etmişlerdir. Bu köye göç eden Gürgendağ Köylülerinin, buradaki ailelerin yanına sığınarak, iki yıl boyunca bu köyde yerleştiğini anlamaktayız. Sonradan, köyde önemli adlar olarak ortaya çıkan pek çok kişinin, bu göç sırasında Kadamut Köyü'nde dünyaya geldiğini de bilmekteyiz. Bu göç sırasında, boş kalan köyü basan Nebiyen Dağı'nda barınan Rum çeteleri, köyün o dönemde dağınık biçimde bulunan evlerini yakmış ve böylece yirmiden fazla ev, kullanılamaz hale gelmiştir. Merkez Ordusu'nun kurulması ve Rum çetelerinin dağıtılmasından sonra köylüler köylerine dönünce, evlerinin kullanılamaz durumda olduğunu görünce, bu kez belirledikleri yeni alanda, eski dağınık yerleşimden de uzak durarak, yeni bir yerleşim içine girmişlerdir. Nitekim, yakın zamana dek, taştan örülmüş ve genellikle de ahır olarak kullanılan yüksek bir temel taş duvarın üzerine, birbirine önce çarprazlama, ardından da boşlukları doldurma biçiminde duvarları oluşturulan ve saman karıştırılmış sarı çamur sıva ile sıvanan duvarlara sahip olan, üzeri birbirine çatma köşelerle oluşturuluş kiremit döşeli evler, bu geriye dönüş sırasında yapılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan mübadele sürecinde ise, özellikle Selanik, Kavala ve Sarışaban Türkleri'nin bir kısmı getirilerek, Gürgendağ Köyü'nün yakınlarındaki Avdan, Demirciköy ve Derecik gibi köylere yerleştirilmiş; böylece, köylülerin göçmen köyleriyle de evlilikler ya da karşılıklı toplumsallaşma gibi kültürel uyum süreçleri kendini göstermiştir. Köyde, başta Çanakkale Savaşı olmak üzere, değişik savaşlara katılmış gaziler ve muhtemelen şehitler de vardır. Atatürk'ün Samsun'dan Havza'ya geçtiği sırada, onunla karşılaştığını söyleyen ve bununla gurur duyan köylü figürler, biraz da efsanevi bir anlatımla, bu köyde de görülmüştür. Örneğin, Balkan, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı gazisi Ali Çavuş'un asker elbiselerini ve çizmelerini giyerek, o zamanlar henüz kapanmamış olan köy okulunda öğrencilere, ulusal kurtuluş savaşını anlattığı o günleri yaşayanların hala belleklerindedir. Çok önemli tarihsel bilgilerden biri de şudur: 1950'li yıllarda, yeni Samsun-Ankara Karayolu yapılıncaya dek, Samsun'u Ankara'ya bağlayan Karayolu, Kadamut Köyü'nün kıyısından kıvrılarak, Gürgendağ Köyü'nün yaklaşık iki kilometre güneyinden geçmektedir. Ulusal Savaşı başlatmak için 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Atatürk, 25 Mayıs gününe dek Samsun'da kalmış ve o gün, Havza'ya gitmek için erkenden yola çıktığında, kırık dökük arabasıyla, Gürgendağ Köyünden de geçmiştir. Nitekim, Gürgendağ'ın hemen yakınından geçen bu eski yol üzerinde arabası bozulmuş; onarımı kısa bir süre zaman almış; arabalarının yapılmasının ardından da köyün başında yer alan düzlükte, ilerleyen arabanın içinde Atatürk ve yakın arkadaşları, "Dağ Başını Duman ALmış, Gümüş Dere Durmaz Akar, Güneş Ufuktan Şimdi Doğar, Yürüyelim Arkadaşlar" kıtasıyla başlayan ve devam eden marşı, Gürgendağ'ın yakınındaki yoldan, Mahmurdağı'na doğru giderken söylemiştir. 25 Mayıs günü Atatürk'ün erkenden Samsun'dan hareket ettiği ve akşam olmadan Havza'ya ulaşmayı planladığı düşünüldüğünde, sonradan bir ulusal marş haline gelen bu marşın sözlerinin, bire bir bu kompozisyonla örtüştüğü görülmektedir. Gürgendağ'ın yakınından geçen bu eski Ankara yolu, aynı zamanda, Ankara ve Çorum üzerinden Samsun'a giden taşıtların da Samsun'a girmeden önceki uğrak yeridir. Nitekim Eski Hanın Yeri gibi adlar, o günlerden günümüze ulaşmış; yol boyunca gidip gelen yolcuların uğrak yeri olan dinlenme alanlarının köyün yakınında yer aldığı bilinmektedir. Başta "İstikbal" gibi uzun süre Samsun'da yayın yapmış gazetelerde, özellikle kış aylarının soğuk ve karlı günlerinde, yolcuların, yük taşıyan yaylı arabaların ya da kente odun getiren mekkare ve sahiplerinin tipiye yakalanarak, donup öldüklerine ilişkin haberler görülebilir. Önemli bir tarihsel kayıt olarak da, Kervan Yolu'nun köyün güney batısından geçtiğini belirtmek olacaktır. Motorlu taşıtların henüz tarihte yer almadığı zamanlarda, karayolu ulaşımını yapan deve kervanları, büyük kentlerin gereksinimi duyulan malzemeleri taşıyor ve ulaşım ve ulaştırma hizmetleri büyük ölçüde deve kervanlarıyla sağlanıyordu. Köy, bulunduğu jeopolitik özelliğinden dolayı, bu tür taşımacılığın yapıldığı Kervan Yolu'nun hareketliliğine de tarihsel tanıklık etmiştir. Köyün ortaya çıkan ve pek çok kişinin anı dünyasında yer alan belli başlı adlar ve kişilikler de şunlardır: Kara Yaşar, Ali Çavuş, Mamuk, Minik Ebe, Karakaş, Gödüğün Recep, Cılı, Kara Felek, Deli Gelin, Hiyet, Durmuş Ali, Süleymanın Yaşar, Kösenin Temel, Çingengilin Dikçe, Cıngırt Hasan, Kölük Ana, Gücek Halil v.b.... Köyün sonradan kapanan okulunda öğretmenlik yapan ve köyün ortak belleğinde yer alan isimler de şunlardır: Hüseyin, Duygu, Mustafa ve Şenel (Gürdamar) öğretmenler...

Kaynakça:

  • Kemal Arı, Türk Devrim Tarihi I,(Temelleri, Oluşumu ve Gelişimi), Zeus yay., İzmir, 2010.
  • Kemal Arı, Büyük Mübadele, Tarih Vakfı Yurt Yay., 5. baskı, İstanbul, 2010.
  • Pontus Meselesi, Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi, Ankara, 1340.
  • Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, C.I, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1974.

Coğrafya

Samsun merkezine 14 km uzaklıktadır. Köy, bir derin vadinin yamacında kurulmuştur. Köyün çevre tepeleri ormanlık olup, kullanılabilir düz alanlar doğallığını yitirerek mahsül elde edillecek tarla ve bahçe haline getirilmiştir. Hayvancılık, mısır, buğday ve arpa ekilir. Daha önce tütün de Gürgendağ'ın gelir kaynagı idi. Fakat şu anda yapılmamakta. Köyün güney yamacından Kürtün Çayı geçer. Bu su yolu, çevresindeki bağ ve bahçelik alanları sulamak için kullanılır. Çevresinde bol miktarda bulunan ormanlık alanlarda meşe, gürgen, pelit, kızılcık ve muşmula (Töngel) ve değişik makilikler yer almaktadır. Köyün adına "Orbuk" denilen bir su havzası mevcuttur. Orbiçin denilen makilik alanda çıkan bu su yatağı, kar sularıyla beslendiği ve derin bir havzaya sızarak, oradan yer yüzeyine çıktığı için, yaz aylarında bile son derece soğuktur.

İklim

Köyün iklimi, Karadeniz iklimi etki alanı içerisindedir.

Kültür

Kültür, üretilen her şey anlamına geldiğine göre; Gürgendağ'ın kültüründen söz edildiğinde, bu küçük kültür ortamında, soyut ve somut olarak üretilen her şey, onun kültürü olarak var sayılabilir. Gürgendağ'da gelenekler, töreler; yaşanan ve uygulanan davranış kalıpları, giyim kuşam, yemek kültürü, eğlence hayatı, düğünler, bayramlar; üretim süreçlerinde yaşanan ritüeller ve insanlar arasında konum ve statüye göre biçimlenmiş ilişkiler; köyün dayandığı kültür kolu hakkında kimi bilgiler vermektedir. Örneğin, giyim kuşam biçimi, hem otantik özellikler göstermekte hem de coğrafya olarak çok uzak olan Türkmen ve Yörük yerleşimlerden serpintileri üzerinde taşımaktadır. Örneğin, modernleşme öncesinde kadınlar, genellikle peştemal ve peştemal altına özel dokuma paçaları olan ve yarı-picama özelliği olan bir giysi giyiyorlardı. El tezgahlarında yapılan ve arasına simli, yünlü, ipekli şeritlerin döşendiği bu paçaların dikimi ve kıvrımları ile; peştemallarının özellikleri bütünüyle Karadeniz'in otantik kültür özelliklerini yansıtıyordu. Zaman içinde değişen toplum yaşantısı, bu giyim tarzını bir yana itti ve Türkiye'nin genelinde görülen değişimle örtüşen bir giyim tarzı ortaya çıktı. Yine erkeklerin üzerlerine giydikleri ve elde yapılma yelekler, yerel özellikler gösteriyordu. Bu karmaşıklık, köyün dayandığı kültür coğrafyasının yörenin otantik özellikleriyle bütünüyle uyum içinde olmadığını ve büyük bir olasılıkla, yüzyıllar ötesine dayanan bir göç sonucunda ve giyim kuşam ve diğer gelenek özelliklerine bakılarak oluşmuştur. Muhtemelen bu kültürün, Batı Anadolu Bölgesi'ne dek uzanan başka kültürlerle ilişkilendirilebilecek bir sürecin sonunda şekillendiği söylenebilir. Ancak, içine geldiği kültür coğrafyası da zaman içinde bu göç eden kültüre kendine özgü özelliklerini yüklemiştir. Bunun yanısıra, yeme içme alışkanlıkları, kırsal yerleşim ve kültürün bütün özelliklerini yansıtmakla birlikte, örneğin, yine Türkmen-Yörük yerleşimi olduğu bilinen Ladik, Vezirköprü, Alaçam ve Bafra gibi yörelere özgü nitelikler de taşımaktadır. Örneğin yakın zamanlara dek köylünün genel üretim biçimi tarım ve tütüncülüktü. Geçim bununla sağlanıyordu. Köy, bağ ve bahçecilik yapmaya pek uygun bir iklim özelliğine sahip olmakla birlikte, köylüler, domates, patates, patlıcan gibi bir tarımsal çevrede çok rahatlıkla yetiştirilebilecek sebzeleri, hatta ilk başta akla gelecek meyveleri yetiştirmekten de uzaktı. Bu ürünler ya tüketilmiyor ya da Samsun merkezden, haftada bir gün, o da büyük olasılıkla cumartesi günü, köyün yakınından geçen Eski Ankara Yolu üzerinde işleyen minübüslerle, çarşıya giden köylüler tarafından getirilirse tüketilebiliyordu. Cumartesi geldiğinde, köyde yaşaşan ailelerin muhtemelen büyüklerinin, kendine özgü bir ritüel içinde çarşıya gitmesi bir gelenek halini almıştı. Köylüler evlerincen çıkıp, yola döküldüğünde, evin gereksinimi olan ihtiyaçlar kendisine tembihlenir, akşam olduğunda, köyün başından geçen yoldan köye doğru, sırtında heybelerle insanlar, bu ihtiyaç malzemelerini taşırlardı. Bunlar, bir aile yaşamı içinde en temel ihtiyaç maddeleriydi: Sabun, şeker, yağ, gazyağı; domates, salatalık, biber v.b. gibi... Hatta mevsiminde, haftada bir kez karpuz getirmek bir adet halini almıştı. Yine tütün satıldığında, tütün parasıyla helva alıp, "Tütün Helvası" adıyla, ailece helva yenmesi bir gelenekti. Köylünün, uzun yıllar boyunca, bakkalı ve kasabı olmadığı için, et ürünleri tüketimi de mümkün olmazdı. Ancak yılda bir kez yaşanan Kurban bayramında evlere et girer; ya da bir hayvan hastalanmış ya da yaralanmışsa ve ölmeden kesilmişse, köylüler, kendi imkanlarına göre, hayvanın sahibinden onun etinden alır ve evlerinde tüketebilirlerdi. Buna karşın, her yıl kaz keserek yemek, bir tarihi gelenek biçimini de almıştı. Kazlar, ya ailenin kendisi tarafından özel olarak besiye konulur; ya da köye gelen ve tacirleri tarafından pazarlanan kaz sürülerinden birer tane alınarak, yenirdi. Kazların yenme mevsimi kış aylarıydı. Karın yağdığı, ortalığı buzun kestiği zamanlarda, yaklaşık iki ay boyunca mısır darısıyla beslenmiş kaz kesilir, ortalama bir gün bir iple boyun aşağı asılarak dinlendirilir; ardından da, birkaç çeşit yemek yapılarak yenirdi. Bunların biri, kazın boyun, baş ve ayaklarından ve kaz yağı katılarak yapılan keşkek; ikincisi derisinin kıkırdak haline getirilmesiyle ve yine kaz yağı katılmasıyla yapılan makarnaydı. Ancak asıl kaz yemeği, sabah ezanından sonra yapılan pilav, pilavın üstüne dizilmiş kaz eti ve özel olarak gündüzden açılmış ve dilimlenmiş yufkaların, kaz suyuna batırılmasıyla hazırlanıp yenilen yemekti. Bunun nedeni neydi? Niçin gündüz değil de gecenin sabaha dönmeye başladığı anlarda köylü kaz keserv ey erdi? Bunun iki nedeni olabilir: Birincisi, aşırı kalorili olan bu yiyeceğin, başlayan yeni günle birlikte sindiriminin kolay olacağı düşüncesi; ikincisi de başkaları tarafından rahatsız edilmeden yemeğin ailece yenmesi düşüncesi...

Bir önemli özellik de seyirlik oyunlar biçiminde gençlerin, belli zamanlarda kendileri aralarında oynadıkları oyunlardı. Bunlar ya bir hayvanın ya da tanınmış bir kişinin taklidi biçiminde yapılan gülmecelik, seyirlik oyunlardı. Önemli bir kültürel zenginlik de düğünlerde kendini gösteriyordu. Düğünlerde gençlerin, "Dünürcü" adıyla süslenmış atlarla ya da eşeklerle, düğün alayı oluşturmaları en belirgin davranış özelliğiydi. Yine köyün hemen altından geçen Kürtün Çayı'na köylü topluca buğday yıkamaya ya da çamaşır yıkamaya gider; bayramlarda da, çevre köylerle bayram günlerini paylaşarak, bir gün çevre köylerden gelen konuklarını ağırlar, öteki günler de bayram günü hangi köydeyse, oraya gidilir, yemekler yenir ve eğlenti düzenlenirdi.. Samsun fuarı etkinken; köyden fuar döneminde bir kez otobüs kaldırılır ve topluca fuara gidilirdi. Zamanla bu eğlenti biçimi ortadan kalktı. Yine düğünlerde köylülerin, birbirlerine söyledikleri maniler vardı. Bu manilerden biri şöyleydi:

Ak kayanın yılanı;

Gel dolanı dolanı;

Seni öldü demişler,

O da kimin yalanı...

Köyün, kısmen, kendisi gibi Yörük-Türkmen köylerinde de görülen kendine özgü ölüm ritüelleri de vardı. Örneğin, biri öldüğünde ya da bayramlarda, köyün Alt kısmında, Kürtün Çayı'nın bitişiğindeki mezarlığa topluca gidilir, orada mevlüt okunur, dua edilir ve topluca yemek yenirdi. Bir tür kır gezintisini de andıran bu tören sırasında, köylü kadınların özenle yaptıkları ve son derece sert, yağ, şeker ve undan yapılmış; sıkıştırılmış un helvaları yemek, adet halini almıştı. Yine bayramlarda, köyün ortasındaki camide namaz kılındıktan sonra, köylü topluca bayramlaşır ve her evden getirilen sofralarda, cami avlusunda köylüler topluca yemek yerlerdi.

Ek...

Gürgendağ'ın kendine has yemek çeşitleri ısırgan, yazıpancarı, mantar kavurması ve börekleri, yağlı yapılmış odun ateşinde çörekleri bulumaktadır. Köyde komşuluk ilişkileri fazla olup yardımsever, misafirperver bir halka sahiptir. Yağmurun az oldugu yıllarda köy içinde çocukların yaptığı yağmur duası vardır. Her kapıya giderek dua için iç içe geçirilmiş elek içinde kurba(göden)ile bas üstüne getirerek dönülür. Ev sahibi bir kova su dökerek hediye verir. Sevda kokar orası. Hasret kokar. Babalarımız yatar tam göbeğinde; belki de hepimizin gitmek isteyipte gidemediği yerler orası.

Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 632
1997 -

Ekonomi

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Ayrıca köyde ikamet edip merkezde özel iş veya kamu sektöründe görev yapanlar vardır. Bunun yanısıra, küçük ev işletmeciliği özellikle hayvancılık ve kimi ailelerde bahçecilik alanlarında yer almaya başlamıştır. Hayvancılık daha çok kara sığır türünden büyük baş hayvanlardan, her ailenin üç beş adet beslemesi biçimindedir. Bu hayvanların da süt ve et üretmeye dönük cins türler olmayıp, yerli hayvanlardan oluştuğu gözlemlenmektedir. Her evin, kendi gücüne göre, yıl içine yayılan bir hayvancılık ve sığırtmaçlık uğraşısına karşın, hayvancılıktan yeterince maddi gelir elde ettiği ya da hayvan ürünlerini yeterince tükettiği söylenemez. Geçmiş dönemde yaygın ve para getiren bir tütüncülük uğraşısı varken, 1990'lı yıllarda uygulanan kotalar nedeniyle, bu üretim bütünüyle terk edilmiştir. Buğday üretimi de bir evin gereksinimlerini karşılayamayacak ölçüde düşüktür. Tarım ürünlerini öğütmeye yarayan su değirmenlerinin yerini, zaman içinde, fabrikalar almış ve köylüler, kendi tarım ürünlerini başka yerlerdeki un fabrikalarına götürerek, öğüttürmek yolunu tutmuşlardır. Bu üretim düşüklüğü geçim sıkıntılarını da yanında getirdiği için, zaman içinde yoğun göçler yaşanmış ve Gürğendağ doğumlu olup, bu köyde oturmayanların sayısı, köyde oturanlarda fazla bir seviyeye ulaşmıştır. Geleneksel anlayış içinde, her Gürgendağlı'da bir köy özlemi ortaya çıkmıştır. Böylece, köy dışında yaygın bir orta sınıfı oluşturan Gürgendağlı nüfus, kendi aralarında imece yöntemiyle, köylerine yardım ederek, başta cami yapımı ve onarımı olmak üzere, köylerine destek olmak gibi bir davranış içine girmişlerdir. Böylece köyde ekonomik yaşam hemen hemen hiç adından söz edilemeyecek kadar az olmasına karşın, köyün Samsun Merkez'e yakınlığı nedeniyle, köyde oturup, kentte çalışan bireyleri nedeniyle köy ekonimik yaşamını biçimlendirmiştir.

Altyapı bilgileri

Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi ve kanalizasyon şebekesi yoktur. PTT şubesi yoktur ancak PTT acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

Gürgendağ Köyü'nün bağlantısı, bütünüyle Samsun Merkez'ledir. Haftada bir gün, kentte kurulan pazara topluca gelmek eskiden beri bir alışkanlıktır. Köyün iletişimi ve ulaşımı bütünüyle Samsun üzerinden gerçekleşmektedir. Köyün yakınından geçen Eski Ankara yolu, Çakallı Beldesi'ne kadar gitmesine karşın, kıvrımlı ve dar özelliği ve ulaşım altyapısındaki eksiklikten dolayı tercih edilmez. Çevre köylerle bağlantı ise, Köy Hizmetleri tarafından yapılan stabilize yollar aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Köyün en yakınındaki komşusu olan Büyükdüz'ün ulaşımı ise, bütünüyle Gürgendağ içinden sağlanmaktadır.

Dış bağlantılar

Türkiye portali
  • YerelNet


Gürgendağ, İlkadım Hakkında Bilgi

Gürgendağ, İlkadım
Gürgendağ, İlkadım
Gürgendağ, İlkadım

Gürgendağ, İlkadım Hakkında Video


Gürgendağ, İlkadım konusunu görüntülemektesiniz.
Gürgendağ, İlkadım nedir, Gürgendağ, İlkadım kimdir, Gürgendağ, İlkadım açıklaması

There are excerpts from wikipedia on this article and video



Rastgele Yazılar

Sosyal Hesaplar

Youtube Facebook Twitter
Gürgendağ, İlkadım
Copyright © 2014. Türk Arama Motoru
mail